Actions

Work Header

Tony Stark / Steve Rogers — Stony? Maybe.

Chapter 38: The Missing Trash Can

Notes:

(We are entering the final stretch of this long journey together... Words aren't enough to thank you for being a part of this adventure. Your amazing comments and feedback kept me motivated every single step of the way. The story isn't quite over yet, but the finale is just around the corner. I love you guys so much, and I wanted to pause and say a quick thank you before the chapter starts. Tony sends you lots of love and kisses, especially on your neck... Enjoy the chapter! :))

Chapter Text

Belki biraz daha nazik olsaydınız kovulmazdık! İkiniz de!

Steve'in sesi, terk edilmiş kafenin paslı demir sandalyeleri arasında yankılandı. Öfkeden gerilen omuzları ve çatık kaşlarıyla, karşılarında tam bir disiplin abidesi gibi duruyordu.

Strange, oturduğu sandalyede dikleşti. Ona eskilerden bahsedip kadını ağlatan Stark, yani benim bir suçum yok.

Ne? Ben bunu ağlaması için yapmadım büyücü, diye homurdandı.

Öyle görünmüyor Tony, dedi Steve, sesindeki otoriter tonu koruyarak araya girdi.

Strange, pelerinini düzelterek arkasına yaslandı. Sen de sürekli kadını teselli ediyordun Captain, bu sadece daha çok ağlamasına yaradı.

Ben doğrusunu yaptım Bay Strange. İnsanlar böyle yapar.

Ha, ne demezsin! Tony alaycı bir şekilde güldü, sesini inceleterek taklit etmeye başladı. İçinizde tutmayın Bayan Janet... Böyle hissetmeniz çok doğal Bayan Janet... Büyücü haklı, kadını resmen geçmişe götürdün.

Steve kollarını göğsünde birleştirdi, gözlerinde hayal kırıklığı vardı. Sizin ikinizin de insani duyguları olduğuna emin değilim. Kadın orada gözyaşı dökerken, siz arkada birbirinize bakıp uzay gemisindeki hayali kahvenizin kadının yaptığı kahveden daha güzel olduğunu söyleyip kıkırdaşıyordunuz.

Tony ve Strange aynı anda birbirine baktı.

Bunu yapmadım.

Bunu hatırlamıyorum.

İkisi de aynı anda konuşmuşlardı. Steve kafasını iki yana sallayıp gözlerini önündeki masaya devirdi. Derin bir nefes alıp sessizliği bozdu. Şimdi ne yapacağız?

Üçü de evin yakınlarındaki bu terk edilmiş kafeteryanın masasında oturmuş, bir sonraki adımı düşünüyorlardı.

Tony mırıldandı. Kadın yaşlı, eğer...

Strange'in ağzından istemsiz bir gülüş kaçtı. Yine başlıyoruz.

Ah, tamam, siz planlayın o zaman! teslim olur gibi arkasına yaslandı.

Strange kollarını masaya koydu, gözlerinde hesapçı bir parıltı vardı. O şeyler evdeyse, gidip onu alabilirim.

Mantıklı büyücü, diyerek fikre atladı. Odaya mikro kamera bıraktım, şu an araştırıyor. Bulduğu an, oraya girer, alır ve çıkarız.

Steve elini masaya hafifçe vurdu. Onu çalmayacağız!

Ödünç alıyoruz, dedi Tony ve Strange, yine aynı anda.

Steve sabrının son demlerindeydi. Bu ödünç almak değil. Ben gidip tekrar iletişim kurmayı denemek istiyorum.

Ha ha! Kadın kafana bastonuyla vurdu, Cap.

Tony, o senin kadına dönüp 'Az bir vaktiniz kalmış, verirseniz bir işe yararsınız' dediğin içindi!

Haklıydım ama.

Herkes elinden geleni yapmalı. Strange gözlerini devirip omuz silkti. Söylediğinde yanlış bir şey görmüyorum.

Lanet olsun, dedi Steve, sesi bu kez daha öfkeli çıkmıştı. Sizde insani birkaç duygu olmalı.

Tony, oturduğu yerde ciddileşip Strange'e döndü. Biz şu an tüm insanlığı geri getirmeye çalışmıyor muyuz?

Strange dudak büktü. Keskinlikle. Ardından bakışlarını Steve'e dikti. Bu işi zorlaştıran tamamen sensin Captain.

Bunu yaşlı bir kadından rızası dışında çalarak yapmayacağız.

Bak Capsicle, senin bu adalet anlayışına bayıldığımı biliyorsun ama... Tony'nin elindeki teknolojik cihazdan keskin bir bip sesi yükseldi. Tony ekrana bakıp sırıttı. Onu bulduk. Aşağıda, depoda. Kadın yukarıda. Gidip alalım.

Tony! Steve hızla uzanıp Tony'nin bileğini sıktı. Gözlerinde neredeyse yalvaran bir ifade vardı. Bunu tekrar deneyelim, lütfen.

Strange sıkıntıyla gözlerini devirdi.

Tony, Burnundan hızlı bir nefes verip arkasına yaslandı. Ah... Cap. Planın ne? Eğer olmazsa, büyücünün planını uyguluyoruz.

Tamam, dedi Steve rahatlayarak. Kabul.

Anlat.

Önce açık bir tatlıcı bulalım.

Strange, duyduklarına inanamayarak Tony'ye döndü. Ah, gerçekten dediğin kadar varmış.

Tony kısa bir kahkaha attı. Erdem uykusu onun için kutsal bir mesele.

Steve, ikisinin alayına aldırmadan derin bir nefes aldı. Ona tatlı götüreceğim.

Ha, tek başına gidiyorsun yani?

Evet, bunu kesinlikle tek başıma yapmalıyım. Siz gelmeseniz çok daha iyi.

Strange derin bir nefes verip sandalyeden kalktı. Havada zarif bir el hareketiyle turuncu parıltılar saçan bir portal açıp içinden geçerek gözden kayboldu. Steve'in çatılan kaşlarını gören Tony, ellerini yatıştırır gibi salladı. Tamam, bunu sana yapılmış bir hakaret olarak algılama olur mu? O özünde... iyi biri.

Hmm, ne demezsin. Neyse, tatlıcı bulalım.

Evet, ben civarı araştırayım. Tony elindeki cihaza hızlıca birkaç kod girdi. Tamam, yakınlarda bir yer var, gidelim.

Tam kalkacaklarken masanın hemen yanında yeniden turuncu sarı kıvılcımlar saçan o portal belirdi. Strange, sakin adımlarla yanlarına yürüyüp elindeki şık tatlı kutusunu masaya bıraktı.

Al, bunlar en sevdiğim tatlılar.

Steve ve Tony şaşkınlıkla kutuya, sonra Strange'e baktılar. 

Steve boğazını temizleyip kutuyu eline aldı. Tamam... Siz bekleyin.

Kadının evine doğru yürümeye başladığında, Tony ve Strange yan yana masaya oturdu. Strange tekrar küçük bir portal açıp bu kez içinden üzeri tüten iki porselen bardak çıkardı. Masaya bıraktı. Bize de kahve aldım.

Tony bardaktan yayılan kokuyu içine çekti. Sen harika bir büyücüsün, söylemiş miydim?

yüzüne hafif bir tebessüm yayıldı. Hayır, hiç duymadım.

Kahvelerinden birer yudum alıp omuzlarını birbirine vurdular. 

İşte bu gerçek kahve büyücü. 

Evde içtiğimiz neydi öyle?

Tony dudak büktü, Kedi kumu?

Strange yüzünü buruşturdu. Keskinlikle bin yıllık. Tatlı yerine kahve götürmeliydi.

Ha ha ha! İkinci bastonu yerdi muhtemelen.

Ah, kesinlikle kahve götürmesini söylemeliydik. Diye gülümsedi Strange.

Bunu izlemek keyifli olurdu. Yüzündeki gülümseme biraz daha yumuşadı, gözleri Steve'in gittiği yola kaydı. Ama onu seviyorum.

Strange'in yüzündeki tebessüm yavaşça azaldı. Bakışlarını Tony'ye çevirdi. Hı hı... Bunu görebiliyorum.

 Kısa bir sessizliğin ardından, Sen eve girmeden önce ne soruyordun? 

Strange Tony'nin gözlerine baktı, ardından kafasını iki yana salladı. Önemli bir şey değildi. Kahvesinden bir yudum daha alıp sessizliğe gömüldü.

Uzaktan, evin kapısının açılma sesi geldi. İkisi de o tarafa döndü. Steve kapıdaydı. Kadın kapıyı açar açmaz Steve'e bastonuyla birkaç kez vurdu. Steve biraz geri çekilip korumacı bir tavırla bir şeyler söyledi ve elindeki tatlı kutusunu uzattı. Sonrasında kadının omuzları çöktü, biraz daha ağladı. Bir süre konuştular ve sonunda kadın Steve'e sarılıp onu içeriye davet etti. Kapı kapandı.

Tony bardağını masaya bırakıp sessizliği böldü. Büyücü, bu arada Sanctum'ın güvenliği konusunda bazı önerilerim var.

Güvenliği mi? Ne demek istiyorsun?

Yani haftalardır kutsal kitaplarınızı inceliyorum ama hiçbir alarm sisteminiz yok.

Strange kaşlarını çattı. Ne? O kitaplar mühürlü.

Umursamazca omuz silkti. Onu çözmem iki dakikamı aldı. Cidden, güvenliği arttırman lazım.

Ah Stark... Hepsini okudun mu?

Sadece işime yarayanları... Sorun olur mu?

Yani, okumadan önce bir danışsaydın.

Ben seni kontrol etmeye gelmiştim, dedi Tony, elleriyle havada belirsiz şekiller çizerek. Sen ise öylece oturmuş yoga yapıyordun. Ben de beklerken, bilirsin, çabuk sıkılıyorum, sistem açıklarını kontrol edeyim dedim.

Ah, evet, geldiğini anlamıştım, sesi muzip bir tonda çıktı. Keskin bir viski kokusu... Her yeri tazı gibi aradım ama seni bulamadım.

Sonrasında işim çıktığından gitmek zorunda kaldım. Hafifçe gülümsedi.

Peki, güvenlik için ne önerirsin?

Gururlu bir tavırla, Ah, o mu? Onu hallettim bile. Kitaplar artık biyometrik tarama ile açılabilecek. Sen ve benim dışımda ulaşım yok. Ayrıca kitaplara her bakıldığında sistemime uyarı düşüyor. Gece saat 3 civarlarında en çok hangi kitapları açtığını biliyorum.

Tapınağının yapay zeka tarafından izlendiği gerçeğiyle alnını ovuşturdu. Ama asla izin alma, değil mi?

Oh, hepsini sileyim ve herkes okusun, öyle mi?

Sen de herkessin, dedi Strange, meydan okuyan bir sesle. Daha nefesini düzenlemeyi bile bilmiyorsun.

Tony sırıttı. Kıskanıyorsun.

Gözlerini Tony'nin gözlerine dikti. İstesen ben hepsini sana verirdim.

Cidden mi?

Strange, Tony'nin gözlerinin içine bakmaya devam etti. Sende bir şey görüyorum Tony...

Uykusuzluk?

İçten bir kahkaha attı. O da var ama... daha derin bir şey.

Alkol bağımlılığı? Ben bağımlı değilim, istediğimde bırakabileceğimi biliyorum.

Strange'in dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı. Ah, senin bu hallerini çok seviyorum.

O sırada uzaktan bir kapı sesi daha duyuldu. İkisi de aynı anda eve doğru döndü. Yaşlı kadın Steve'e sıkıca sarılıyor, ardından kapıyı kapatıyordu. Steve, yüzünde kocaman bir tebessümle ikisine doğru yürümeye başladı, elindeki çantayı zafer kazanmış gibi havada sallıyordu.

Strange gözlerini devirdi. Yine de zaman kaybıydı.

Bence de, dedi Tony, gözlerini Steve'den ayırmadan. Yüzüne geniş bir gülümseme yayıldı. Ama bu onu rahatlatıyor. Ne kadar mutlu baksana.

Strange, Tony'nin yüzündeki o nadir mutluluğu bir süre izledi, hafifçe gülümsedi. Evet... Ne kadar mutlu.

Atölye

Giriş bileti hazır, dedi Tony. Çantayı masanın üzerine açmış, gözlerini tüplerdeki parıltıya dikmişti. Şimdi tek yapmam gereken bunu doğru yöne kanalize etmenin bir yolunu bulmak.

Strange bıyık altından gülümsedi. Bunu henüz bulamadın mı yani? Neyse, ben gidiyorum.

Nereye?

Acıktım. Paralel bir boyuta geçeceğim, orada hâlâ benim sevdiğim o meşhur tacolardan yapılıyor.

Tony gözlerini Strange’e dikti. Paralel boyutların gerçekliğini sorgulayacak değildi, onun derdi başkaydı. Orada çizburger var mı?

Strange elini çenesine götürüp sakalını ovuşturdu, düşünür gibi yaptı. Ihmm... Bir düşüneyim. Evet, yapılıyor.

Tony bir hamlede büyücünün bileğine yapıştı. Beni de götürüyorsun. Herkes gittiğinden beri buralarda adamakıllı çizburger yapan kalmadı.

Hayır, Stark.

Öyle mi? Tony parmağını havada sallayarak meydan okuyan bir gülüş attı. Tüm o mistik kitaplarını okuyup boyut kapısı açmayı kendim öğreneceğim o zaman.

O kitapların üzerindeki koruma mühürlerini iki katına çıkaracağım.

Bunu yapacağını biliyordum, o yüzden olası tüm mühür kombinasyonlarının çözümlerini çoktan ezberledim. Benimle yarışma, Stephen.

Strange’in yüzündeki alaycı ifade anında ciddileşti. Bu son derece tehlikeli. Orada fazla vakit geçirir ya da gerçekliği manipüle edersek evrenler birbirinin çekim alanına girer. Senin lanet çizburgerin yüzünden milyonlarca insan ölebilir.

Ee, sen de taco için gidiyorsun?

Ben ne yaptığımı biliyorum.

Ben de biliyorum.

Steve tam arkalarında belirdiğinde burnundan soluyordu. İkiniz de bu insanlık için yürüyen birer tehlikesiniz. İkisine de sert bir bakış attı. Size ne istiyorsanız getirebilirim, yeter ki bir yere ayrılmayın. Olur mu?

İkisi de aynı anda Steve’e döndü. Tony hemen arkasındaki sandalyeye çöküp kollarını bağladı. Sen sadece o sağlıklı, tatsız tuzsuz şeyleri yapmıyor muydun Cap?

Steve, atölyenin çıkışına doğru adımlarken arkasına bakmadan, Sakince bekleyin, dedi.

Strange pelerinine hafifçe kurularak omuz silkti. Güzel olmazsa ben giderim.

Tony’nin gözleri parladı.

Steve dişlerini sıktı, kapıdan çıkmadan önce son kez uyardı. Güzel olacak. Sadece bekleyin. Ve atölyeden çıktı.

Kapı kapanır kapanmaz Strange ve Tony birbirine baktı.

Gerçekten çizburgeri çok özledim. dedi Tony gülümseyerek.

Strange bileğini çevirdiği gibi atölyenin ortasında kıvılcımlar saçan devasa bir portal açtı. Hızlı olacağız Stark.

Yirmi dakika sonra...

Geliyor, çöpe at...

Steve elinde paketlerle içeri girdiğinde, Tony ve Strange masanın ucunda son derece uslu bir şekilde oturuyorlardı. Ancak ikisinin de dudaklarının kenarında hafif sos lekeleri vardı ve atölyeye çoktan buram buram kızarmış et ve taco baharatı kokusu yayılmıştı.

Mmmhh... Harika görünüyorlar, dedi Tony, önündeki paketi açarken. Aslında midesi tıka basa doluydu ama çizburgerden büyük bir ısırık aldı.

Hayatımda yediğim en iyi taco, diye yalandan mırıldandı Strange de, kendi paketini didiklerken. Bunu bu kadar lezzetli yapabildiğine hâlâ inanamıyorum Captain.

Steve, ikisinin bu iştahlı hâlini yüzünde hafif bir tebessümle izlerken kendi önündeki tavuk göğüslü kinoa salatasından bir çatal aldı. Ağzındakini bitirince hafifçe kıkırdadı. Bunları ben yapmadım. Merkezde bir Gastro-Cafe var, hâlâ açık. Paralel evrenlere gitmenize gerek yok, normal insanlar gibi oradan da söyleyebiliyorsunuz.

Tony ve Strange’in elleri havada donakaldı.

Tony bozuntuya vermemeye çalışarak önündeki yemeğe geri gömülürken mırıldandı, Bizi kandırdın.

Strange hafifçe gülümseyip masanın altından ayağıyla Tony’nin ayağına vurdu.

Yemek bittiğinde Steve boş paketleri toplayıp çöpe yöneldi. İşte o an ikisi için de panik butona basıldığı andı. Tony aniden bir yay gibi fırlayıp Steve’in önünde barikat kurdu. Ben atarım!

Aynı salise Strange de yerinden fırlayıp çöp kovasının önünde bitti. Bana ver, ben hallederim Captain.

Steve elindeki boş paketlerle şaşkınlıkla bir süre onlara baktı. İkisinin de yüzünde aşırı zorlama, suçlu birer gülümseme vardı. Ne oluyor?

Hiç, dedi Tony, yapay bir rahatlıkla, kalbi hızla atarken. Sen yemekleri getirdin, temizliği de biz yapalım işte. Ver sen onu.

Sorun değil Tony, alt tarafı çöpe atacağım. Steve bir adım atmaya yeltendi.

Tony arkasında duran Strange’in karnına dirseğiyle vurdu. Oh! Strange hafif bir inleme çıkarıp öksürür gibi yaparken, ellerini arkasında birleştirdi. Çaktırmadan çöp kovasının tam arkasında küçük bir portal açtı ayağının arkasıyla, içinde diğer boyuttan kalma kanıtların olduğu kovayı portalın içine itti. Kova göz açıp kapayıncaya kadar başka bir boyuta şutlanmıştı.

Tony gergin bir gülümsemeyle geri çekildi. Tamam, sen at peki.

İkisi de kenara çekildiğinde Steve boşluğa adım attı. Ortada bir çöp kovası yoktu.

Elindeki paketlerle kalakaldı. Kaşlarını çatıp anlamsız gözlerle Tony’ye döndü. Kovanın tam burada olduğunu hatırlıyordum... Nereye gitti?

Strange boğazını temizleyip suçlulukla alnını kaşırken, Tony alelacele uydurdu. Ah, o mu? Onu sanırım... boşaltmaları için laboratuvarın dışına çıkarmıştım. Evet, temizlik robotları aldı.

Strange, Tony’ye bir bakış attı ve Steve’in elindeki torbayı kaptı. Tamam, ben gidiyorum o zaman. Bu torbayı da bana verin, yolda atarım. Hoşça kal Stark. Arkasında açtığı portaldan geçerek gözden kayboldu.

Tony ellerini nereye koyacağını bilemeyerek Steve’in karşısında dikildi. Sonra garip sessizliği bölmek için masadan bir sandalye çekip oturdu. Steve ise hâlâ şüpheci bakışlarla orada dikilmeye devam ediyordu.

Strange benden hoşlanmıyor mu? diye sordu Steve aniden.

Tony derin sessiz bir oh çekti. Ne? Hayır, kesinlikle sana bayılıyor. Nereden çıkardın bunu?

Sadece... davranışları. Her neyse, saçmalıyorum.

Tamam, gel buraya. Acelesi vardı, eminim böyle anlaşılmak istemezdi.

Steve, Tony’ye doğru birkaç adım attı. Tony oturduğu yerden kollarını onun beline doladı, çenesini karnına yaslayıp yukarı doğru Steve’e baktı. Steve de yukarıdan aşağıya Tony’yi izlerken parmaklarını onun dağınık saçlarında gezdirmeye başladı.

İkiniz bir araya geldiğinizde gerçekten çocuk gibi oluyorsunuz.

Sen de bizi dizginliyorsun işte.

Pek işe yarıyor gibi görünmüyor ama...

Tony yüzünü Steve’in karnına bastırdı. Bazen sinir bozucu bir erdemlilik anlayışın var, diye mırıldandı sesi boğuk çıkarken.

Steve hafifçe homurdandı, kendini geri çekecek gibi oldu ama Tony onu daha sıkı tuttu. Ve ben buna bayılıyorum.

Steve en sonunda pes edip Tony’nin yanındaki sandalyeye oturdu. Şimdi ne yapacağız?

Kuantum fiziğinden anlar mısın?

Steve, Tony’nin parıldayan gözlerine baktı. Hayır.

Anlamana gerek yok zaten. Bana ilham veriyorsun.

Steve kısa bir kahkaha attı. Belki birkaç ansiklopedi okuyup çözebilirim.

Ansiklopedi mi? Kulağa mısır yazıtları gibi geliyor. Bunu çözerken yanımda durman bile yeter.

Steve gülümseyerek masaya yayılmış karmaşık verilere göz gezdirdi. Parmağını devasa bir denklemin üzerinde gezdirirken, Bu... sonsuzluk işaretine benziyor, dedi.

Tony onun gösterdiği yere doğru eğildi. Hmm... Bir anda kalakaldı. Beynindeki dişlilerin hızla döndüğü yüzünden okunuyordu. Aniden Steve’i kendine çekip dudaklarına kısa ama tutkulu bir öpücük kondurdu. Sen bir dahisin!

Steve şaşkın bir gülüş çıkardı, Hiç sanmıyorum.

Kesinlikle öylesin. Tony’nin elleri o saniyeden sonra durmadı. Klavyeye takır takır vuruyor, ekranlara yeni formüller yazıyor, kendi kendine küçük mırıltılar çıkararak adeta dünyadan kopuyordu.

İki saat sonra...

Hey Dorito. sağ tarafına doğru döndü ama Steve orada değildi. Etrafına bakındı, laboratuvarda kimseler kalmamıştı.

Jarvis, Rogers nerede?

Efendim, Steve Rogers size defalarca seslendi ama odaklanmıştınız, duymadınız. Uyumak için odasına gitti.

Hmm... Saat kaç?

Gece üç, efendim.

Tony derin bir iç çekip ayağa kalktı. Masanın üzerindeki kağıtları tek tek toparlayıp son kez kontrol etmeye başladı. Tamam, biz de onun yanına gidelim artık.

Ancak masadaki son kağıdı kaldırdığında, altında gizlenmiş olan Peter’ın maskesiyle karşılaştı.

O anda, karnından sırtına doğru ince, yakıcı bir sızı yayıldı.

Bacaklarındaki derman çekilmiş gibi kendini yeniden sandalyeye bıraktı. Karnındaki görünmez sızıyı bastırmak ister gibi kazağını yukarı sıyırdı. Eski yara izinin üzerinde parmaklarını yavaşça gezdirirken gözleri buğulandı.

Karşısındaki soğuk belgelere, parıldayan ekranlara bakarak derin, titrek bir nefes verdi. Boşluk hissi tüm zihnini bir anda ele geçirmişti.

Bakışlarını ilerideki tezgahta sessizce bekleyen robota çevirdi.

Hey Dum-E... dedi sesi çatallanarak. Bana duble bir kahve yap.